Başkurtlar :En eski ve en savaşçı TÜRK kavmi
M.S. 2.yüzyıl Bizans kaynaklarında Pasakartia adıyla, Oğuzname'de de Başkurt adlı (Kuhha-i Başkurt) bir yerde ve İdil havzasına yakın, Bulgarlarla sınırdaş bir dağlık ülkede yaşayan, kuvvetli, hiç bir cihangire baş eğmeyen bir kavim sıfatıyla zikredilmektedir. Başkurtların Çin kaynaklarında ise Ba-şu-ki-li olarak geçen , ama esas ismi Orhun kitabelerinde de geçen ve doğrudan Hunların varisi olan Tölös kavmi olduğunu söyleyen Çin araştırmacıları da bulunmaktadır.Yazılı kaynaklarda Başkurtlar, kendi adlarıyla ilk defa 842-847 yılları arasında Başkurdistan'ı ziyaret eden Sallam Tercümaninin yazılarında ve şu anki Başkurdistan'ı da içine alan bölgeyle bağlı olarak 922 senesinde Bağdat halifesinin İdil bulgarlarına gönderdiği elçiliğin kâtibi İbn Fadlan'ın kendi kalemiyle yazdığı seyahatnamesinde anılmaktadır.(Bu İbn Fadlan hikayesini baz alarak, Hollywood tarafından çekilen "13. Savaşçı" filmini, en azından filmin ilk 15 dakikasının orjinal seyahatnameye uygun olarak çevirilmiş halini izleyebilirsiniz. Orada, "Taratlar! Tatarlar!" diye bağrışmaya başladıkları sahnede aslında başkurtları kastediyorlardı. Çünkü İbn Fadlan'ın kendi sözleriyle Başkurtların Türk halkları arasında en vahşi ve acımasız olduklarını, dolayısı ile Başkurdistan sınırlarından geçerken çok korktuklarını beyan etmiştir).O dönemde Başkurtlar doğuda Peçeneklere, güneyde Oğuzlara, batıda da Bulgarlara komşu yaşıyorlardı.
Başkurt halk destanı olan Ural Batır Destanı, Gılgamış'tan Hz.Adem ve Havva'ya, Habil ile Kabil'den Hz. Nuh'a; dede Korkut'taki Kan Turalı Hikayesine kadar pek çok hikayeden motifler içeren bir destan.
Yenbirzi Ata ile Yenbike Ana'nın oğulları olan Ural ile Şülgen, ıssız denizin ortasında yaşamaktadırlar. Ordaki hayvanları avlar ve yaşamlarını sürdürürler.
Ural küçük oğul, Şülgen büyük oğuldur.
Destanda Şülgen aç gözlülüğün,hırs ve hainliğin temsilcisidir. ural ise onun zıdınatok gözlülük, kahramanlık, vefanın temsilcisidir.Burda Hz . adem ile havva'nın çocukları olan Habil ile kabil hikayesinin etkisi görülür.
Adada yaşayanlar bir gün ölümün farkına varırlar. Ana ve baba iki oğulu ölümü bulup öldürmeleri için görevlendirirler. İki kardeş ölümü öldürmek için yaşadıkları yerden ayrılırlar. Burda da karşımıza ölümsüzlüğü arayan Gılgamış efsanesi çıkıyor.
Ölümsüzlük arayışında Ural aynen Kan Turalı hikayesinde olduğu gibi boğa ile döğüşüp alnına dayadığı yumuruğu çekerek onu yenip öldürür. Şülgen etrafı sellerle kaplar, Ural da halkını Hz. Nuh tufanında olduğu gibi kayıklarla kurtarır.
Başkurt savaşçılar pariste
Tüm Rusya Müslümanlarının ortak bir kültürel ve siyasi hareket içinde bir araya gelmesi fikri, Çarlık Rusyası'nda eğitim görmüş Tatar ve Azeri aydınları arasında 20. yüzyılın ilk yıllarından itibaren taraftar buldu. Tüm Slavların birliğini savunan Pan-Slavizm hareketine benzetme yoluyla bu harekete Pan-Türkizm adı verildi.
Rusya Türklerinin kültürel uyanış hareketinin öncüsü Kırım'lı İsmail Gaspıralı idi. İsmail Bey'in çıkardığı Tercüman gazetesi, tüm Rusya Türklerinin kullanacağı ortak bir yazı dili oluşturmaya çalıştı. Bu dilin belkemiğini Türkiye Türkçesi oluşturacak, ancak tarihi Türk lehçelerinden de faydalanılacaktı. 1905 Rus Devrimi sırasında Gasprinski, Azerbaycan'lı Ali Hüseyinzade (Turan), Kazan Tatarları'ndan Yusuf Akçura, Başkırt'lardan Zeki Velidi (Togan) Nijni Novgorod kentinde Tüm Rusya Müslümanları Kongresi'ni topladılar (15-28 Ağustos 1905). Kongre hareketinin diğer ünlü isimleri Azerbaycan'lı Ahmet Ağaoğlu, Kazan'lı Sadri Maksudi (Arsal) ve Hive'li Mustafa Çokayef (Çokay) idi. 1906'da devrim hareketinin başarısızlığa uğramasından sonra bu kişilerin birçoğu Rusya dışına kaçtı. Türkiye'de 1908 Devrimi'nden sonra oluşan özgürlük ortamında çoğu Türkiye'ye gelerek İttihat ve Terakki hareketi içinde yer aldılar